26 Mayıs 22, Perşembe

Teknofalt, dünyanın asfalt plentini üretiyor

Yol ve asfalt sektörüne, asfalt plenti ve ekipmanları üreten TEKNOFALT; kaliteli, yenilikçi ve üstün teknolojik araçlar kullanarak hizmette öncü olmayı hedefliyor. Ürettikleri plentlerin 60 tondan 400 ton kapasiteye kadar çıkabildiğini belirten TEKNOFALT Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Kardaş, “Dünyanın asfalt plentini üretiyoruz sloganımızla yola çıktık, o gün bugündür dünyanın her tarafına ihracat yapıyoruz” diyor.

Öncelikle TEKNOFALT’ın sektöre girişi ile ilgili kısa bir hatırlatma yapar mısınız?

TEKNOFALT Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Kardaş

1995 yılından bu yana asfalt sektöründe çalışıyorum. Kendi firmamı kurmadan önce asfalt plenti ve ekipmanları üreten bir firmada yaklaşık olarak 16 yıl yönetici pozisyonunda çalıştım. O süreçte edindiğim bilgi ve tecrübeler ile de 2011 yılında firmamızı kurarak kendi yolculuğumuza başladık. Yaklaşık beş yıl taşeronluk, teknik servis, arıza, bakım-onarım gibi işlerle ilgilendik. Tüm bunları yaparken bir taraftan da kendi ekibimiz ve ekipmanımızı oluşturma çalışmalarımızı yürüttük. Kendi tasarımlarımız ve projelerimizi oluşturduk. 2011 yılında kurulmuş olmamıza rağmen bu alanda 25 yılı aşan bir tecrübemiz var. TEKNOFALT markası kurulduğu günden bu yana her zaman ileriye doğru yol almayı başardı. Bugün üretim tesislerimizde Türkiye ve dünya pazarına yönelik asfalt plenti, polimer üretim tesisleri, asfalt distribütörleri ve mekanik stabilizasyon plentlerin üretimini yapıyoruz. TEKNOFALT olarak kendi Ar-Ge çalışmalarımız ve bilgi birikimimizle üretilen %100 yerli sermaye ve yerli üretim ile ülkemize katma değer katıyoruz. Tamamen kendi tasarımımız olan ürünlerimizi dünya pazarına sunuyoruz.

Aldığınız ilk sipariş ve bunun ardından yaşananları anlatır mısınız?

Yukarıda özetlediğim kuruluş aşamasının sonucunda ilk plent siparişimizi Bangladeş’teki Khulna Belediyesi’nden aldık. Bu bizim için bir dönüm noktası oldu. Bu siparişi kendimiz için bir fırsat olarak gördük; bu nedenle firma bizden 50 tonluk bir tesis isterken biz bunu 100 ton olarak yapıp kendimizi sektöre göstermek istedik. Para kazanma amacı gütmeden tesisimizi yaptık ve bu bir anlamda bizim çıkış noktamız bu oldu. İlk siparişimizin yurtdışından gelmesi ve sorunsuz bir şekilde üretim çalışır hale getirmemiz bizim kendimize olan güvenimizi artırdı. Bu bizim için önemli bir referans oldu. Bu tesisin referansı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye, Ürdün ve Irak siparişleri geldi. Bu şekilde hem altyapımızı oluşturup güçlendirdik hem de tesis üretim çalışır hale getirerek kendimizi ispatlayıp bu günlere kadar gelen sürece başlamış olduk.

Biraz üretimden söz eder misiniz?

Biz anahtar teslim asfalt plenti ve ekipmanları üretimi yapıyoruz. Yüzde 98 yerlilik oranımız var. Türkiye ve Avrupa Birliği standartları ile ilgili tüm belgelere sahibiz. Üretim alanında iyi bildiğimiz konuya asfalt plenti ve ekipmanlarına odaklanıyoruz. Üretim faaliyetlerimize OSTİM’de başladık. İlk siparişlerin ardından daha büyük bir yere geçme ihtiyacı doğru ve Saraykent’teki yerimize geçtik. Kıbrıs ve Kastamonu siparişlerinin ardından aynı anda birden fazla tesisin üretimini yapmaya başladık. Bu süreçte siparişlerimiz artmaya başladı. Hatta birçok sektörde üretimin neredeyse durma noktasına geldiği pandemi sürecinde biz çok ciddi bir iş yoğunluğu yaşadık. Pandemi başladığında elimizde üç tesis vardı onların üretimini tamamladık teslimat ve kurulumları gerçekleştirdik. Bu süreçte kurumsallaşma çalışmalarımızı da hızlandırdık ve önemli aşamalar kaydettik. Şu anda 37. Plentimizi üretiyoruz. Plent üretip, farklı ülkelerde bunları çalışır hale getirdikçe sorumluluklarımız da artıyor. Buz de bu doğrultuda hem ürün kalitesini hem de hizmet kalitesini artırarak müşteri memnuniyet oranını en yüksekte tutmak için yatırımlarımızı yapıyoruz.

Ürünleriniz ağırlıklı olarak yurtdışında mı kullanılıyor?

Şu an üretimimizin yaklaşık yüzde 95’i yurtdışına ihraç edilmiş durumda. Avrupa ülkeleri de dahil dünyanın birçok ülkesinde çalışan tesislerimiz var. Hedefim bu yıl içinde Almanya, Fransa veya İtalya gibi Avrupa’nın önemli ülkelerinden birisine daha tesis kurmak.

 

Üretim yolculuğunuza başlarken nasıl bir düşünceniz ve hedefleriniz vardı?

Biz sektöre dışarıdan gelmedik, zaten sektörün içindeydik, gerekli bilgi ve tecrübeye sahiptik. Ben zaten bu alanda yerli üretim yapan bir firmadaydım. Bu alanda yerli üretim yapan firma sayısı çok az. Ben o zaman şunu gözlemliyordum: Avrupa’dan gelen firmalar ülkemizde yaptıkları satışlardan çok ciddi kazançlar elde ediyordu. Gerçekten söz ettiğim dönemlerde şu anki fiyatların çok daha fazla üstünde fiyatlarla plentler satıldı bu ülkede. Avrupalı yapıp bizim ülkemize getirip satıyorsa neden biz yapamayalım diye soruyordum kendime. Bunu kırmanın mümkün olduğuna o zaman da inanarak yola çıktık. Sonuçta Türkiye sanayileşme ve üretim konularında ciddi ilerlemeler kaydetti. Gelişen teknolojiden ve üretim, ticaret gibi noktalardaki gelişmelerden ülkemiz de payını aldı. Teknoloji, ekipman ve insan kaynakları olarak çok ilerledik. Yani hem kendimize hem de ülkemizin sahip olduğu olanaklara inanıp güvenerek yola çıktık. Bence tüm bunların yanı sıra bizim bir avantajımız daha vardı ki o da toplum olarak çalışma azmimizin yüksek olması idi. Sonuç olarak daha iyisini yapmak için yola çıktık ve bunu başardık.

İlk dönemler yaşadığınız en büyük sıkıntılar neler oldu?

Pazarda uzun zamandır yer alan büyük markalar vardı. Ayrıca hem kamu hem de özel sektörde bu markaların iyi olduğuna ve asfalt işinin bunlarla yürütülmesi gerektiğine dair yerleşmiş bir algı vardı. İşin en zor kısmı bu algıyı kırmak oldu elbette. İnsanlara yerli bir firmanın da Avrupa markaları kalitesinde asfalt ekipmanı üretilebileceğini anlatmak kolay olmadı. Bir keresinde ziyaret ettim bir kamu kurumu yetkilisi referans proje olmadan kendimizi ispatlayamayacağımızı, özel bir firmaya tesis kurup çalıştırabilirsek kendilerinin de alabileceğini söyledi. Yani bu önyargılı anlayış sadece özelde değil bir miktar kamuda da vardı. Bu bizi daha çok çalışma noktasında azimlendirdi. Elbette bunların dışında Türkiye’de yerli malını kullanmak isteyen insanlar ve firmalar da vardı. Türkiye’deki ilk tesisimiz olan Kastamonu’daki firma bunlardan birisiydi. Bu firma bize güvendi biz de yaptığımız üretimle onları mutlu ettik. Kastamonu bizim için iç pazarda önemli bir referans oldu. Ne yazık ki eskisi kadar olmasa da halen “acaba yerli ürünle bu iş yapılır mı” kaygısı var. Ama dediğim gibi yerli ürünlerin sahadaki performansı bu anlayışı ortadan kaldırıyor. Özellikle bizim bir Avrupa ülkesinde tesis kurup çalıştırmamız bu tarz algıların kırılmasında önemli rol oynadı. Şu anda Türkiye’de 12 tesisimiz çalışıyor. Bir tane de İstanbul için 240 ton/saat kapasiteli tesis üretiyoruz. Bunun dışında çok yakında Ankara’da bir tesisi sahaya indireceğiz.

Pazarda kalıcı olmak için ürünün kalitesi dışında hangi etkenler belirleyicidir?

Pazarda kalıcı olmanın yolu güven oluşturmaktır. Biz sadece üretim konusundaki kalitemiz ile değil ürünümüzün arkasında durarak da müşterimize güven veriyoruz. Ürününüzün arkasında durduğunuz zaman insanlar da size inanıyorlar. Sonuçta bir ticaret yapılıyor. Bir ücret ödenerek bir ürün alınıyor ve doğal olarak o ürünün sorunsuz ve verimli çalışması bekleniyor. Bu nedenle biz olaya hiçbir zaman siparişi aldık, ürettik, kurduk, teslim ettik işimiz bitti şeklinde bakmıyoruz. Ben satış sürecini iki ailenin çocuklarının evlenmesi yoluyla kurduğu ilişkiye benzetiyorum. Üretici firma ile kullanıcı firma arasında bir anlamda bir akrabalık ilişkisi başlıyor ve bu ilişki iki firma arasında çok uzun yıllar sürüyor. Biz de müşterilerimizle bir aile olduğumuzu düşünüyoruz. Bu ilişki de her iki tarafın da mutlu olması gerekiyor, bunun içinde her şeyden önce bizim tesisimizin verimli şekilde çalışması gerekiyor. Biz de bu anlayışla müşterilerimize her türlü desteği sunuyoruz.

Servis konusunda ne durumdasınız?

Ürünlerimizi teknoloji ile birlikte uyumlu halde dünya pazarına sunuyoruz. 7/24 müşterilerimize hizmet veriyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun bize ulaştığı anda ister yedek parça, ister teknik servis olsun müşterilerimize anında çözüm üretip sunuyoruz. İnternetten bağlanıp bilgisayar ekranından tesisi çalıştırıp asfalt üretebilecek bir teknolojiye sahibiz. Yıllık üretim kapasitemizi %100 artırarak dünyanın ve özellikle Türkiye’nin gözde firması olmak için çaba harcıyoruz. Ayrıca hem yurt içinde hem yurt dışında yasaların belirlediği sürelerin çok üzerinde garanti sürelerini veriyoruz. Biz işimizi olması gerektiği gibi yüksek kaliteli ürünler sunarak yapıyoruz ve bu nedenle de piyasanın üzerinde garanti vermekten çekinmiyoruz. Biz 24 saat müşterilerimizle beraberiz. Sezon öncesi iki teknik servisimiz araçları ile müşteri talebi olmadan tesislerimizin olduğu şantiyeleri ziyaret etmeye başlayacak.

Tesislerinizi elçiye benzetiyorsunuz, bunu biraz açar mısınız?

Ben örneğin yurtdışına makina satarken şunu düşünürüm: “Sattığımız her makina ülkemizi temsil eden bir elçi gibidir.” Sonuçta hangi sektöre yönelik olursa olsun bir ülkenin ürünü, o ülkenin teknolojisi, insan gücü, deneyimi ile var olmuş bir üründür. Yurtdışında bizim ürünümüzü kullanan insanlar o ürüne Türk malı diyorlar. Ürününüz iyi olunca bu o ülkede başka Türk malı ürünlerin de imajını yükseltiyor. Kaliteli, verimli çalışan her ürünün Türkiye’ye katkı sunduğunu düşünüyor ve bu bilinçle çalışıyoruz. Biliyoruz ki bizim tesislerimiz iyi çalıştığı sürece Türk malına olan güven artıyor.

Asfalt sektörünün gündeminde neler var?

Dünyanın her tarafında her zaman yeni yollara ihtiyaç olacak, yani yol işi hiçbir zaman bitmez. Yol yapım sektöründe ana konuların başında yol yapım maliyetlerini düşürme noktasında yapılan araştırmalar var. Kullanılan asfaltın verimli ve uzun ömürlü olması yönünde çalışmalar bulunuyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de müşteri bunu talep ediyor. Biz de ekipman üreticisi olarak bu talebi karşılamaya yönelik çalışıyoruz. Tesislerimizdeki teknoloji geliştikçe ürün kalitesi, dolayısıyla yol kalitesi ve verimliliği de artıyor. Bizim tesislerimiz bu yöndeki talepleri karşılayacak niteliktedir. Bunun yanı sıra sektörün önem verdiği konulardan biri de geri dönüşüm meselesi. Türkiye’de bu henüz çok yaygın değil çünkü bizim ülkemizde agrega sıkıntısı bulunmuyor. Ama agrega sorunu bulunan ülkelerde geri dönüşüme daha çok önem veriliyor. Bizim tesislerimiz kazınan asfaltı yüzde 25 oranında üretimde kullanmaya uygun tesisler.

Yorum Yap

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Eklenenler