6 Mart 26, Cuma
spot_img

Afet sonrası yıkımda standart ve koordinasyon şart

6 Şubat depremlerinin ardından arama-kurtarma, yıkım ve enkaz kaldırma çalışmalarında aktif rol alan Asya Grup Yönetim Kurulu Başkanı Yahya Öztürk, afet sonrası yıkımın neden hayati bir süreç olduğunu, sahada yaşanan zorlukları ve Türkiye’nin bu alanda ihtiyaç duyduğu yapısal dönüşümü anlattı.

6 Şubat depremlerinin ardından Asya Grup olarak sahaya ilk çıktığınız anı nasıl hatırlıyorsunuz? O günlerde yıkım işi sizin için sadece teknik bir görev miydi, yoksa çok daha ağır bir sorumluluk mu taşıyordu?

6 Şubat sonrası sahaya çıktığımız ilk günleri hâlâ çok net hatırlıyorum. O an, yapılan işin teknik boyutunun çok ötesinde bir sorumluluk taşıdığını hepimiz hissettik. Yıkım dediğiniz şey normal şartlarda planlı, kontrollü ve soğukkanlı yürütülen bir süreçtir. Ancak deprem sahasında her bina, her enkaz bir yaşam hikâyesi barındırıyordu. Bizim için bu süreç, sadece ağır hasarlı yapıların ortadan kaldırılması değil; can güvenliğini sağlamak, yeni risklerin önüne geçmek ve sürecin bir an önce sağlıklı şekilde ilerlemesine katkı sunmak anlamına geliyordu.

Sizce afet sonrası yıkım neden en az kurtarma ve yeniden yapım kadar kritik?

Çünkü yıkım, yeniden inşanın zemini aslında. Yanlış planlanan ya da aceleyle yapılan bir yıkım; hem çevredeki sağlam yapılara zarar verebilir hem de çalışanlar ve vatandaşlar için yeni tehlikeler yaratır.
Afet sonrası yıkım, ikincil afetlerin önlenmesi anlamına gelir. Kontrollü yapılmayan her müdahale, süreci daha da uzatır. Bu yüzden yıkım, kurtarma kadar hayati; yeniden yapım kadar stratejiktir.

Deprem sonrası yıkım sahalarında sizi en çok zorlayan riskler nelerdi? Artçı sarsıntılar, yapıların öngörülemez davranışı ve çevresel tehditler yıkım planlamasını nasıl etkiledi?

En büyük zorluk, yapıların artık klasik mühendislik öngörüleriyle davranmamasıydı. Artçı sarsıntılar, hasarlı taşıyıcı sistemler ve çevredeki yoğun enkaz alanları her an yeni bir risk oluşturuyordu.
Bu nedenle standart yıkım refleksleriyle hareket etmek mümkün değildi. Sahada anlık değerlendirme, sürekli gözlem ve esnek planlama yapmak zorunda kaldık. Her bina neredeyse ayrı bir proje gibi ele alındı.

Böylesi büyük bir afette yıkım firmalarının doğru şekilde organize edilmesi hayati. Sizce deprem sonrası yıkım sürecinde kamu, yerel yönetimler ve özel sektör arasındaki koordinasyon nasıl olmalı?

Bu süreçte tek başına hiçbir aktör yeterli olamaz. Kamu otoritesinin net bir çerçeve çizmesi, yerel yönetimlerin sahayı iyi tanıması ve özel sektörün teknik kapasitesi birlikte çalışmalı.
Özellikle görev dağılımının ve yetki sınırlarının önceden tanımlı olması büyük fark yaratır. Kriz anında doğaçlama çözümler yerine, önceden planlanmış bir koordinasyon modeli şart.

Yıkım firmalarının Y1–Y2–Y3 belgeleriyle sertifikalandırılması önemli bir adım. Sizce sistemin eksik kalan yönleri neler?

Türkiye’nin her noktasındaki Y belgeli yıkım müteahhitlerine hızlıca ulaşmak mümkün. Bu firmalar bina davranışlarını bilen, tecrübeli yapılar. Ancak ekip çalışması ve afet özelinde koordinasyon konusunda eksikler var.
Bakanlık ve AFAD bu noktada yönlendirici olabilir; toplantılar, seminerler ve tatbikatlarla firmalar afetlere hazırlanabilir. Ayrıca yıkım sektörünün acilen bir federasyon çatısı altında toplanması gerekiyor. Kamu, karşısında kurumsal ve hızlı harekete geçebilen bir yapı görmek istiyor; bu da ancak sektörel örgütlenmeyle mümkün.

Her operatör arama-kurtarmada veya enkaz kaldırmada çalışabilir mi?

Hayır. Operatörlerin afetlerde çalışma konusunda özel eğitimler alması şart. Taş ocağında, kum ocağında ya da klasik yıkımda çalışan bir operatör, deprem sahasında otomatik olarak görev alamaz.
Deprem sonrası yıkımda, binaya nasıl yaklaşılacağını, kolon ve kirişlere nereden müdahale edileceğini bilen, bilinçli yıkım operatörleri çalışmalı. Bilinçsiz müdahale sahada çok daha büyük sorunlara yol açabiliyor.

Türkiye’de afet sonrası bina yıkımları için yeterli standart ve protokollere sahip miyiz? Sahada ‘keşke baştan tanımlı olsaydı’ dediğiniz eksikler nelerdi?

Son yıllarda önemli adımlar atıldı ancak afet sonrası yıkımlara özel, detaylı ve bağlayıcı standartlara hâlâ ihtiyaç var.
Özellikle hasar tespiti sonrası yıkıma geçiş süreci, iş güvenliği kriterleri ve çevresel etkiler konusunda daha net protokoller olmalı. Sahada zaman zaman yorum farkları oluştuğunu gördük; bu da süreci zorlaştırıyor. Örneğin ilk depremde orta hasar alan ikincide ağır hasarlı bina vardı. Çünkü ilk deprem sonrası alınan rapora göre binanın yıkımına yürütmeyi durdurma kararı çıkmış. Bu bina ağır hasarlı olduğu halde yıkılamıyor. Bu söz ettiğim bina hasarlı olmasının yanı sıra kamyonların çalışmasını da engelleyen bir konumda bulunuyordu yine de alınan karar nedeniyle yıkılamıyordu. Böyle sıkıntıların önüne geçecek düzenlemeler yapılmalı.

Bir sonraki büyük afette aynı sorunları yaşamamak için, yıkım firmalarının afet olmadan önce nasıl bir hazırlık ve planlama içinde olması gerekir?

Afet olmadan önce konuşulmayan hiçbir konu, afet anında doğru yönetilemez. Firmaların ekipman, personel, eğitim ve lojistik planlamalarını önceden yapması gerekiyor. Ayrıca düzenli tatbikatlar ve kamu ile ortak senaryolar üzerinden çalışmak büyük fayda sağlar. Afet yönetimi, kriz anında değil; krizden önce başlar. Afetin yeri ve zamanı belli değil. Afet anında söz konusu bölgeye en yakın makine ve ekipleri hızlıca yönlendirebilmek elimizdeki verilere bağlı. A kentinde afet olduğunda oraya en yakın makine verilerine sahip olmak önemli.

Her yıkım firması afet sahasında çalışabilir mi? Sizce bu alanda görev alacak firmalar için özel bir yetkilendirme ve akreditasyon sistemi gerekli mi?

Açık söylemek gerekirse, her firma afet sahasında çalışmaya uygun değildir. Afet sonrası yıkım, yüksek riskli ve uzmanlık gerektiren bir alandır. Bu nedenle özel bir yetkilendirme ve akreditasyon sistemi mutlaka olmalı. Teknik yeterlilik, deneyim ve iş güvenliği kriterleri net şekilde tanımlanmalı. Ülkemizde yıkım firmaları Y1-Y2-Y3 belgeleri ile büyüklüklerine ve uzmanlıklarına göre sınıflandırılıyor. Aynı şekilde operatörlerin de sisteme dahil edilmesi lazım. Gerekli durumlarda eğitimli ve tecrübeli operatörler ihtiyaç duyulan yerlere yönlendirilmeli.

Deprem bölgelerinde yıkım çalışmaları, bölge halkı için psikolojik olarak da çok zor. Sahada vatandaşlarla iletişimi nasıl yönettiniz?

Bu sürecin en hassas taraflarından biri buydu. İnsanlar sadece binalarını değil, anılarını da kaybetmişti. Bu yüzden sahada mümkün olduğunca açık, sakin ve saygılı bir iletişim dili kullandık. Yıkımın neden ve nasıl yapılacağını anlatmak, insanlara sürecin bir parçası olduklarını hissettirmek çok önemliydi. Arama kurtarma çalışmalarında da sonrasında yıkım sürecinde de elbette sıkıntılı durumlar yaşadık. Örneğin biz bakanlığın planlayıp yönlendirdiği bir yerde çalışma yaparken bazı vatandaşlar gelip bizi yakınlarının olduğu enkazlara götürmeye çalışıyordu. Ama gitmemiz istenen enkaza gitsek bile orada arama kurtarma yapmaya yeterli ekipman olmadığı için bir şey yapmamız mümkün olmazdı. Vatandaştan böyle bir talep geldiğinde bunun neden mümkün olmadığını doğru şekilde anlatabilmek lazım. Enkaz kaldırma süreçlerinde ise ister istemez olaya bir iş olarak bakmak durumundayız. Çünkü enkazların bir an önce kaldırılması gerekiyor. Ama senin iş olarak baktığın enkaz, hayatta kalan insanlar için sadece beton yığını değil. Burada elbette gerilimler olabiliyor. Bazen vatandaşlar çalışan ekiplere bizim acılarımızdan besleniyorsunuz şeklinde sitemlerde bulundu. Bu hepimiz için üzücü bir durum elbette.

6 Şubat depremleri size mesleki ve insani olarak en büyük hangi dersi verdi?

En büyük ders şu oldu: Teknik bilgi ne kadar güçlü olursa olsun, insani sorumlulukla birleşmediği sürece eksik kalıyor. Bu süreç bize işimizin sadece makinelerle değil, insanlarla ilgili olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bu bilinçle hareket etmek, bundan sonra da en temel önceliğimiz olacak. Son olarak şunu da belirtmek isterim. Birçok binanın, aslında malzeme açısından yıkılmayacak şekilde olduğu halde yıkıldığını gördük. Bünyemizde çalışan inşaat mühendislerimiz yıkılan bazı binaların beton kalitesinin yerinde olduğu, demir donatılarının yeterli olduğu ve zemin sorunsuz olduğu halde sadece ve sadece imalatta yapılan hatalardan dolayı yıkıldığını tespit ettiler. Bu da üzerinde durulması gereken bir konu.

Yorum Yap

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Eklenenler